Arama Motoru
Kategoriler
Müzik Köşesi
Resim Köşesi
Eylül
2016
20
DİL VE TOPLUMSAL YAPI ÜSTÜNE,
etiketler: DİL, TOPLUM

Toplumsal yapı dilin yapısal formu (eylemsel gücü) üstünde inşa olunur. Söz konusu yapısal –formalist- inşa, toplumsal kurumların realiteyi temsil etmesini içermektedir. Kurumsal olarak toplumsal işlevselliğin bir diğer ölçütü ve merkezi konusu dil’dir. Dil tarihsel olarak harf, cümle ve anlamlar eşliğinde bir bütünlük içinde ‘kurumsal şemalaştırma’ imkânı sunar. Bu bağlamda eylem olarak dil, inşa aracı –simgesellik –ve eyleyen olarak dil; yazın ve söylev olarak dil ve toplumsal yapı birlikte değişim geçirmektedirler. Dilin eylemselliği sembolize olan kurumsallığın objektif alanını yaratır. Dil’in aracılığında toplumsallığın dönemsel değişimleri realiteye hâkim olur. Buradan hareketle toplumsallık dil’e bağımlı ilişkiler eşliğinde de sorgulanmalıdır.

            Aşağıdaki incelemenin amacı; dil’in kurucu bir unsur olmasına yönelik –bu temelde inşa olunan toplumsallığın felsefi bağlamda sorgulanmasını içeren bir çalışmadır. Dil’e bağımlı olan ve dilden farklı bir şekilde ortaya çıkan toplumsallığın kurumsal oluş süreci değerlendirilerek dil ve anlam ilişkisi toplumsal yapının konusu şeklinde incelenecektir. Toplumsal yapı kurumsal bir işlevler bütünüdür. Her toplum kendi dil ve anlam çerçevesinde inşa olunan süreçlere sahiptir. Dil ile toplum eylem olarak bireylerin kurumsallaşmasına hizmet eder. Çalışmanın amacı toplumsal yapıyı dil felsefesi çerçevesinde ortaya koymaktır. 

  • Kategori: Sosyoloji
  • Saat: 20 Eylül 2016 - 23:53
Eylül
2016
16
TOPLUM, YAPI ÜSTÜNE
etiketler: YAPI, TOPLUM, İNSAN

Toplumsal gerçekliğin varlığına ilişkin tartışmalarda yönergeler kavramsal olarak yapı ve toplum ilişkisinin anlaşılması adına –bu ilişkinin konumlanmasının açığa çıkmasına yöneliktir. Her toplumsal yapı belirli koşulları açık ya da örtük biçimde içermektedir. Yapı, bu yüzden toplum kavramının çatısını oluşturur. 

 Toplumun varlık koşulları ile bu tartışma alanları arasında bağlantılar olduğunu görmek gerekir. Gerçekliğe ilişkin yaklaşımlar bir yandan ‘bağlantıları’ görünür kılmaya yönelik bir çabayı içerir. Toplumsal yapı kavramı da bu görgül kılınmanın eşiklerini tanımlayan bir çerçeve olarak anlaşılabilir. Yapılaşmanın gereksinimleri arasında yer edinen gerçekliğin inşası ile toplumsal yapı (eş deyişle yaratılan çerçeve) her zaman tezatlıklar içinde algılanır.

Bu tartışmanın çıkış konusu “habitus” üstünden insan gerçekliğini değerlendirmeyi amaç edinmiştir. Bir beden sahibi olarak insan düpedüz gözden kaybolmaktadır. Realiteden çekilip alınan insan gerçekliği yapı kavramının teorik (platonik) Tin’i içinde boğulmuştur. 

  • Kategori: Sosyoloji
  • Saat: 16 Eylül 2016 - 10:03
Mart
2016
06
SOSYOLOJİ ÜSTÜNE NOTLAR:BÖLÜM 10,
etiketler: EKONOMİ, KADIN, TARİH

SOSYOLOJİNİN TEMEL KAVRAMLARI

 

E) KADIN

 

Kadınların sorunu eril bir dünyada özellikle modern sonrası süreçlerde daha belirgin bir şekilde kendini göstermeye başlamıştır. Modern devlet ve kapitalist ekonomi kadının ev içi bir üretim birimi şeklinde tasavvur ederek erkeğe, evin ve devletin sahibi hakkını meşrulaştırmıştır. Bu da modern ekonomiyle birlikte kadın sorununun giderek belirginleştirmesini sağlamıştır.

 

Bourdieu “Eril Tahakküm” adlı çalışmasında açık bir tespitte bulunur: “Eril düzenin gücü, kendi haklılığını ispat etmeye yeltenmemesinde görülür.” Eril bir toplumda en açık etki toplumsal sistemin inşa ettiği dilin ayrımcılığında yatar. Aynı temelde ortaya çıkan ayrım yaşamın pratik alanını kaplar ve erillik kendi gücünü sistem aracılığında inşa eder (Bordieu, 2014: 22).Toplumsal cinsiyet tam da burada bir “inşa” süreci olarak kendini yeniden üretir ve bitmez bir süreklilik içinde tarihin her döneminde karşımıza dikilir.Bu ister biyolojik temelli bir çıkarımla isterse kültürel farklılıklar açısından gözlemlensin; ekonomik ya da politik (ve sosyal teoriyi kapsayan temalar eşliğinde) erillik her defasında kendi gücünü yeniden üretmesini bilmiştir...

 

Cinsiyet temelli bir yaklaşım açısından kadın ile erkek ayrımının kesinlik içerdiğine dair görüşler, en azından farklı coğrafyalar açısından düşünüldüğünde (“keskin” bir) ayrım yapmamıza imkân vermiyor. Ancak kadın erkek ayrımında antropolojide geçen iş bölümlerinin çıkış nedeni kadının işgücüne katılım temelinde soruşturulmuş ve ilkel dönemden günümüze kadar bu süreç, farklılıklarına rağmen devam etmiştir. Küresel sistem içinde kadın işgücünün erkek kesim üstünde alternatif bir güç olarak etkisi artmış olsa da sonuç olarak eril tahakküm yerli yerindedir. Buradan hareketle cinsiyet ve toplumsal cinsiyet ilişkisinin temel konularından bir tanesi kadının biyolojik zeminden çıkarılan işgücü katılım ve ev-içi edindiği rollerle ilgili tartışmalara dayanmaktadır.

 

Aşağıda (içerik kısmında) kadınlar üstüne yaptığım çalışmaların bazılarından kısa kesitler sunulmuştur. Edit kitap çalışmamızın içerikleriyle ilgili ilerleyen zamanda özetler şeklinde yazı içeriklerinden kesitler sunacağım.

 

 

                                   Bir sakıncadır bir tehlikedir bu

hâlâ erkeklerin olan bu dünyada

yürümek yalnız başına.

Her dönemeçte bekler seni

pususu saçma rastlantıların.

Sokaklar yaralar seni

meraklı bakışlarla.

Yoldaki yalnız kadın.

Tek savunman senin

savunmasız olman.

Düşünmedin erkeği

dayanılacak bir destek gibi,

yaslanılacak bir ağaç gövdesi,

sığınılacak bir duvar gibi

düşünmedin erkeği.

Düşünmedin erkeği

bir köprü, bir tramplen gibi.

Yapayalnız çıktın yola

Eşit koşullarda tanımak istedin…

Uzaklara gidebilecek misin,

yoksa düşecek misin çamurlara?

Bilmiyorsun, direngensin ama.

Devirseler de seni yarı yolda

gene de bir yerlere varmış olacaksın

mutlaka.

Yoldaki yalnız kadın herşeye rağmen yürüyorsun

Herşeye rağmen durmuyorsun.

 

 

                                                                                 “Yoldaki Yalnız Kadın”, Blaga Dimitrova

                   

 

  • Kategori: Sosyoloji
  • Saat: 06 Mart 2016 - 13:14
Ağustos
2015
23
SOSYOLOJİ ÜSTÜNE NOTLAR: BÖLÜM 9)
etiketler: AİLE, BİREY, TOPLUM

SOSYOLOJİNİN TEMEL

KAVRAMLARI

 

 

   

             

                                     D) AİLE

 

 

 

 

 

 

 

Anneler olarak kadınlar, annelik kapasitesine sahip, annelik yapmaya arzulu kızlar yetiştirir. Bu beceriler ve gereksinimler anne-kız ilişkisi içinde oluşur ve bu ilişkinin dışında gelişir. Anneler olarak kadınlar (ve anne olmayan olarak erkekler) tam tersine bakıp büyütme becerileri ve gereksinimi sistematik olarak azaltılan ve bastırılan oğullar yetiştirir. Bu da erkekleri daha sonra ailedeki dokunaklı rollerine ve kamusal hayatın, iş hayatının şahsilikten uzak, aile dışındaki dünyasına hazırlar. Aile içinde gelişen, kadınların annelik yaptığı ve erkeklere kıyasla duygusal, insan ilişkilerine daha fazla katılım gösterdiği cinsiyete dayalı iş bölümü, kız ve erkek çocuklarda psikolojik becerilerin ayrılmasına yol açar, bu da onları cinsiyete dayalı, aile kaynaklı iş bölümünü yeniden üretmeye yöneltir… Ailede ve aile dışında kadınların başlıca sorumluluğu çocuk bakımıdır; kadınların büyük bölümü anne olmayı ister, annelik yapmaktan haz duyar; bütün çelişkileri ve tezatlarıyla kadınlar annelikte başarılı olmuşlardır” (CHODOROW, Aktarım: M. Castells, cilt -2, Kimliğin gücü adlı eser, İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınları)

 

Yalnızlığın karşısında yer alan aile, modern sonrası döneme ilişkin ciddi değişimler geçirmektedir. Bunun belli başlı bir nedeni, teknolojide meydana gelen mikro düzey değişimler eşliğinde bireylerin kendilerine özgü bir alan yaratma imkânına kavuşmuş olmalarıyla ilgilidir. Diğer anlamda aile bağları denilen genel karakter, toplumsal sistemde ağ-toplumu çerçevesinde özgünlüğünden uzaklaşmaktadır.

 

Bir diğer neden ise toplumsallığın önemli bir başlığı olan ataerki yapılanmanın gevşemesinden kaynaklanmaktadır. Örneğin eşcinseller çocuk bakımı üstlenerek evlilikler yaşayıp, aile olabilmektedirler. Diğer yandan esnek ekonomi aracılığıyla kadınların daha çok işgücü katılımı sahibi olmalarından kaynaklanan geleneksel “anne-baba” rolünün aşınmasıyla da ilgilidir. Bir diğeri ise çocuksuz bir yaşamın toplumda rağbet görmesidir. Bunun da çalışma hayatıyla ilgili bağları olduğu açıktır…

 

(…)

 

Bu başlıkta aile üzerine kısacık bir not hazırladım. Aile sosyolojisi sosyal teoride önemli bir yere sahiptir ve feminizm konulu not öbeğime geldiğimde aileye dair yaklaşımları tekrar hatırlatmış olacağım.

 

Sevgili okur:

 

Yaklaşık bir aydır yoğun bir yazı çalışması içindeydim. Editörlük yaptığım kitap çalışmamın tematik başlığı “kadın algısı” üzerine olacaktır. Bu çalışmanın temel yaklaşımı, kadınların farklı disiplinler açısından algı çerçevesinde sorgulanmasına dayanmaktadır. Kadınlarımız ve dünya kadınları açısından “kadın algısı” ciddi problemlerle doludur. Üç aydır başlatılan bu proje, eylül ayında nihayete ermiş olacak ve katılımcı yazarlarımızın metinleri tamamlandığı zaman basım işine yönlenecektir. Elbette bu çalışma yayın sürecini tamamladığında burada sizlerle paylaşılacak ve içeriği geniş bir şekilde anlatılacaktır. Bunları haber verme nedenim, aile sosyolojisine yeniden geri dönüş yapacağımı aktarmış olmaktır.

 

Yaptığım çalışmalarım (bilimsel makaleler) disiplinler arası etkileşimlerle iç içedir. Tıpkı web sayfamdaki yaklaşımımda olduğu gibi (“Zihnin İnşası”) sosyal teori birçok alt başlığın bir tümleyeni biçimindedir. Sosyoloji tarihini ele alma aşamasında da bu alt başlıklar önem arz etmektedir.

 

Sevgiyle kalınız efendim…  

  • Kategori: Sosyoloji
  • Saat: 23 Ağustos 2015 - 23:38